Yolsuzluk, darbe, demokrasi...

Çankaya'daki yeni yıl resepsiyonlarından çarpıcı sözler çıkıyor. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "yolsuzluklar"la ilgili olarak "Ne kadar yolsuzluk varsa ortaya çıksın. Nereye kadar gidilecekse gidilsin. Siyaset temizlenmeli. Siyasetçi kamburundan kurtulursa güçlü olur" dedi. Yerden göğe kadar haklı. "Yolsuzluk" kavramı ile "siyaset" ve "siyasetçi" arasında irtibat kurulabilir bir manzara varoldukça, Türkiye, rejimin üzerine "asker gölgesi" düşmesinden kurtulamaz. Böyle kaldıkça, "darbe" tartışmaları da son bulmaz. Herşey birbiriyle ilişkili.

Başbakan Bülent Ecevit'in bir türlü görmek istemediği bu. Ecevit, hem yaşından, hem de karakterinden gelen özelliklerinden olsa gerek hayli "saplantılı" bir insan. Şu dönemde en "saplantılı" olduğu husus, "siyasi istikrar". Siyasi istikrar ile hükümetinin değişmezliğini eş anlamı olarak algılıyor. Sanki, hükümetinden bir kıl koparılsa, Türkiye'de siyasi istikrar bozulacak; Türkiye allak bullak olacak, tepetaklak gidecek.

Oysa, hükümetine dokunmama ve dokundurtmama inadı "siyasi istikrarsızlığın" en başta gelen sebeplerinden biri. Son günlere damgasını vuran "enerji yolsuzluğu soruşturması" vakit geçirmeden Cumhur Ersümer'in istifasını gerektirirdi. İstifa, mutlaka Ersümer'in "suçlu" olduğu anlamına gelmez. Soruşturmanın üzerine "siyasi ağırlık" düşebileceği kaygısını ortadan kaldırmak, soruşturmanın şaibe altında kalmasının önüne geçmek için gereklidir. Bu yapılmadığı için, Ecevit hükümeti, şimdi "gensoru" ile karşı karşıya kalacak. Ecevit'in "siyasi istikrarı"na geçmiş olsun.

Aslında, Ecevit'in Ersümer'i kollamasının ardında, ortağı Mesut Yılmaz'ın istifa tehdidinin yattığını bilmeyen yok. Enerji yolsuzluğu soruşturmasının, Mesut Yılmaz adresine doğru yol almasının söz konusu olduğunu bilmeyen olmadığı gibi. Hükümetin sonunu getirebilecek, Ecevit'in kafasındaki "siyasi istikrar"ı ortadan kaldıracak olan da, "operasyon"un bu veçhesi.

Ne olursa olsun, Başbakan'ın "siyasi istikrar" uğruna kendisine yeni bir "yol haritası" çizmesi şart. Çankaya'da Cumhurbaşkanı'nın sözleri kadar ilginci, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ağzından çıktı. Kıvrıkoğlu, "Yolsuzluğun terörden daha tehlikeli göründüğünü" söyledi ve ekledi, "Yolsuzluk her tarafı sarmış. Bugüne kadar ya farkedilemedi. Ya da başka bir şey vardı."

Genelkurmay Başkanı'nın bu son cümlesi önemli. Herşeyi, hatta insanların kafasının içinden geçtiği varsayılan niyetleri dahi farkedebilen koskoca devletin, her tarafı sarmış olan yolsuzluğu farketmemiş olması mümkün mü? Böyle bir şey düşünülebilir mi? İşin esası son cümlede: "Başka bir şey vardı."

O "başka bir şey", yolsuzluğun devletin içinden ve hatta başından kaynaklanmış olmasıydı. Nitekim, dünkü Sabah gazetesi manşeti patlatmış: "Bankayı biz mi batırdık"! iması ile Ankara'daki bürokrasiye yükleniyor. Kastedilen Etibank. Etibank'ı Sabah'ın patronu, şimdi "kırmızı bülten"le aranan, daha önceki Cumhurbaşkanı'nın sağ kolu Cavit Çağlar ile birlikte almıştı. Cavit Çağlar'la ortaklaşa Etibank alınırken, Cavit Çağlar'ın diğer bankası (28 Şubat'ın güçlü isimlerinden Orgeneral Teoman Koman'ın yönetim kurulu üyeliği yaptığı) İnterbank'ın kendisi zaten zordaydı. Etibank, elbirliğiyle; devlet kurumlarıyla, Hazine bürokrasisiyle birlikte batırıldı.

Bunun sorumlularına ilişilmediği gibi, fatura gazetecilere çıkarıldı. Sabah grubunda 1500 dolayında meslektaşımız, kendilerinin hiçbir sorumluluğu olmayan gelişmeler sonucunda sokağa atılmakta, işsiz bırakılmaktalar. Banka batıranların bir bölümü hapisteyken, bir diğer bölümü ellerinde tuttukları medya organlarıyla, kamuoyu oluşturmaya; hatta hükümete posta koymaya devam ediyorlar.

İşin ilginç yanı, 28 Şubat postmodern darbesinin "vurucu kuvveti" aynı medya organları, başındakiler aynı "komutanlar"dı. İşin ilginç yanı, bankayla birlikte batmaktan kurtulmak ve bu amaçla hükümete yaranmak için, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e "kararname krizi" sırasında savaş açan, belden aşağı vuran ve buna karşı direnen yazarlarına "Hiç Sezer'e yatırım yapmayın. Hükümet, biletini kesti. Gidecek" diye telkinde bulunanlar da bunlardı.

Ecevit, "Darbe sözcüğü artık siyaset sözlüğümüzden çıksın. Durup dururken demokrasi ve darbe tartışmaları gündeme başladı" diyor. Durup dururken başlamadı. Gündemimizden hiç çıkmadı ki. Zaten, demokrasi topal olduğu, 28 Şubat darbesi tarafından sakatlandığı için, Türkiye Avrupa Birliği yolunda tekliyor.

Yolsuzluğun adresi, 28 Şubat'tır. 28 Şubat, darbedir. Darbe, demokrasiyi sakatlamıştır. 28 Şubat darbesi ve yolsuzluk bertaraf edildiği vakit, Türkiye'de demokrasinin önü açılacaktır.

Darbeye ve yolsuzluklara karşı mücadelenin adı ise, demokrasi mücadelesidir.

ccandar@yenisafak.com